ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

GALERİ

irangercegi.com

SİTEMİZE ZİYARETLER!

Aktif Ziyaretçi: 0

Toplam Tekil: 250019968
Toplam Çoğul: 386405056
Ahmed Hulusi Gerçekleri..

Ahmed Hulusi Gerçekleri..

Tarih 25 Kasım 2014, 08:54 Editör Yönetici

Ahmed Hulusi hakkında yazılmış açıklayıcı bir reddiye..

Euzübillahimineşşeytanirracim,Bismillahirrahmanirrahim.Hamd, Alemlerin Rabbine, selat-u selam İki Cihan Güneşi (sav)’e Al ve Ashabına ve dahi yollarına kıyamete kadar tabi olanlara olsun.

İlk tenkit yazımın üzerinden geçen uzunca sürenin ardından, yapılan yorumlardan anlaşılan 2 önemli altı çizilecek husus var.

1-Türkiyeli Müslümanlar ile dünya Müslümanlarının insan olarak ortak özelliklerinden birincisi; fıkh yani ilmihal alanında son derece sığ, bilgisiz, ilgisiz, hatta çoğu kez cahillik derecesinde görüntü veriyor oluşlarıdır. İşbu realite, yaşayan Müslümanlarla, yaşayan İslam arasında yegane köprü/bağ olmasına karşın; kendilerini/bilgilerini, fıkıhlarını (update ) sürekli canlı ve taze tutamayışın hazin dramıdır. En avamının bilmem ne kilisesine Müslüman kimliğine rağmen adaklar ve dualarla çaputlarla gitmesinden, oruç baba sirke ritüellerinden; popçuları ”idol” yapıp, önlerinde dokunmak için ezilip bayılanlarına yada İslami perspektifte; ille bir modele (yazara) sorgusuz sırtını yaslama ve savunmalar bunun en bariz trajik örnekleridir!

2- Kimi Türkiyeli ve dünya Müslümanları; 1428 şu kadar yıldır, bizlere nurlu bir koldan ulaşmış olan ehl-i sünnet ve cemaat adı verilen ve hadislerde övülüp ”fırka-i naciye-cennet fırkası” diye açıklanan kaynağı hakkınca öğrenemediği için; kevser gibi kana kana içip manevi sususuzluğu tatmin yolunda da kör kalmış olmalarıdır! Oysa cennetteki Kevserin, dünyadaki izdüşümü, karşılığı ehl-i sünnet ve cemaat sevad-ı a’zamıdır ve ona bağlı kamil mürşiddir.

Bu ana caddenin dışındaki ne kadar; fikir/izm; fikircik/felsefe ve fikir kırıntısı varsa; çıkmaz sokak, serseri fitne yollarıdır.Ehli sünnet yolu, Allah Teala’nın bizlere göndermeyi vaad ettiği müceddidler ve kamil mürşidler gibi; büyük bir ahir zaman nimetidir.

Bu kopmaz ”ipe” tutunan, hevasının, mantığının, nefsaniyetinin ve görünür gözükmez şeytanların iğvasından korunur.

Bazen şeytan yada cinlerin müslüman olmayanı; insanlardan kendisine dostlar edinir! O dostlarının ”yazan eli/kalemi, gören şaşı gözü, söyleyen dili olur.”

Siz yazar şeytan gördünüz mü? Siz şeytanı konuşurken gördünüz mü? Siz şeytanın, insanın kanında dolaştığını, müsait bulduğu beyinlere hükmettiğini yoksa biliyor ama anlamıyor musunuz? Yoksa siz, şeytanın dünya üzerinde her izm ve mantık cambazlığından hoşnut; yalnızca ehl-i sünnet vel cemaat inancı ve saliklerine amansız düşman olduğunu da mı bilmiyorsunuz?

”Ben şeytanla bu konuda savaşım verdim! Henüz uyumadığım, yatağıma sırt üstü yattığım bir demde göğsüme ayan beyan çöküp: ”Ehl-i sünneti savunan sana artık daha çok düşmanım” dediği demler halen aklımdadır.’’ diyen insanları tanırız biz..

Bu satırlarda yaptığımız, ilmimiz miktarınca (aklımız mantığımız demiyorum) geleneksel temiz İslam kaynaklarına, gücümüz miktarınca ve Allah Tealanın yardım ve lütfu ile bir yazarın mantığını esas alarak öne sürdüğü aşırı bir takım fikir kırıntılarına, nakil ile tenkitten başkası değilidir.Bunu yaparken biz de kimseden ücret istemiyoruz.Ama küfürle itham edenlere de hakkımızı helal etmiyoruz! Kardeşlere şunu da söyleyebilirdim; kaldırın yazımı; kimseyle uğraşmayalım.Hulusi yüzünden kafir diye hakaret edip kendisini helak edenler olmaz! Ama öte yandan, burada yazılanlar sebebiyle; bu sakat fikirli kişiden bir kardeşimiz bile uzaklaşsa;(ki uzaklaşanlar oldu elhamdulillah) bu her şeyden daha hayırlıdır.

* * *

21 Ocak 1945 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiş olan Ahmet Hulusi sitesinde şöyle diyor : ( aşağıdaki alıntıların tamamı için bak:http://ahmedhulusi.org/yazi/seriat.htm)

1- ”İslâm Dini’ni, Kurânı Kerîm, Kütüb-ü Sitte (altı önde gelen kitap) hadisleri temelinde kabul ederek inceleyen; geçmişteki ünlü tasavvuf sîmalarının çalışmalarını değerlendirerek, gereklerini yaşadıktan sonra; bunları, günümüz ilmiyle de birleştirerek değerlendiren ve mantıksal bütünlük içinde BİR SİSTEM olarak sizlere açıklayan Ahmed Hulusi; insanların kişiliğiyle değil, düşünceleriyle ilgilenmesini istemektedir.

Sizlere karşılıksız olarak verilen bu Allah hibesi ilmi hakkıyla inceleyin.”

”Yukarıda ”inceleyen” tabirini kullanıyor!Öyle birilerinin dediği gibi koskoca cümleden cımbızla ayıklamıyoruz.Cümlenin tamamı yukarıda ve kaynak da verdik. Bu inceleme kelimesinde koskoca bir ”ene” yatıyor.Okuyan, öğrenen değil, inceleyen!Temelinde kabul edip, lütuf göstermişler!Tasvvuf simalarının çalışmalarını da ”değerlendirmiş”Hani bir üstad vardır yada bir öğretmen; ona çalışmalarınızı (eserlerini de demeye dili varmıyor) verirsiniz, O’da ”değerlendirir,inceler” vaay anam vay.Sen kimsin Kütüb-ü Sitte’yi ”temelinden kabul etmek, incelemek, değerlendirmek” kim.Elbette tarihsel egoizmin reformcu sloganı“Hüm ricalün ve nahnü rica “Yani, onlar adamsa, biz de adamız” sözleridir.

Nerde o İslam alimlerinin mütevazi halleri ve her eserde, ”doğrusunu ancak Allah bilir”diye son vermeleri, nerede bunlar..!

Yaşayan alim bir hocamızın, özel sohbetinde, bu konuda bizlerle paylaştığı önemli tespitinin de altını çizmek gerekir:

”Arapça bilmeyen bir kimse Kur’an’ı ve hadisleri nasıl inceler? Kur’an’ı hangi meal yazarının zaviyesinden anlamış, hadisleri kimin çevirisinden “incelemiş?”
Sonra niçin sadece Kütüb-i Sitte? Bu altı hadis kitabındaki hadislerin toplam sayısı –tekrarlar hariç– yaklaşık olarak 10.500′dür. Oysa sadece Ahmed b. Hanbel’in Müsbned’indeki hadislerin toplam miktarı yaklaşık 28 bindir. Diğer müsnedler, sünenler, camiler, musannefler… göz önünde bulundurulduğunda, Kütüb-i Sitte’nin ihtiva ettiğinden daha fazla sayıda hadisin bu 6 eser dışındaki Hadis kaynaklarında mevcut olduğu kolayca anlaşılacaktır. Ahmed Hulusi bu eserlerden dilimize çevrilmediği için mi istifade edememiştir, yoksa başka bir sebep mi vardır?” işte sahasında uzman olan bir alim, ilmi bakımdan hiç ciddiye almadığı Hulusi gibiler için ”teknik” sorgulamaya bu cümlelerle başlar.

”Günümüz ilmiyle, MANTIKSAL bir sistem içinde bizler açıklamış” mantık ve İslam..Mantık ve tefsir..!Asla bağdaşmaz. İslam birilerinin salladığı gibi mantık değil, nakil dinidir.İş mantığa kalsa, mestler üstüne değil, altına mesh yapardım, ama bu din akıl değil, nakil dinidir; buyurur muydu o ilmin kapısı Hz.Ali (kv.r.a) efendimiz ?

Aslında bu yazı sadece bu mantık meselesine ayrılsa, sayfalarca yazılırdı. Mantıktan, İhya’da İmam Gazali (ks) Hazretlerinin ”İlmin afetleri” kısmını okurlara tavsiye etmekle yetinelim.

Yukarıdaki cümlelerini ”Sizlere karşılıksız olarak verilen bu Allah hibesi ilmi hakkıyla inceleyin.” diye tamamlamış!Ömer Öngüt tarzı..!Hiçbir sözü olmasa bile, kibre hasım olan Allah’ın dininde, böyle söz eden İslam alimi (ehl-i sünnetten) asla çıkmamıştır.Onlar dolu başaklar gibiydiler, başları yerde ve toprakta, gönülleri Hakkın zikrinde. Şimdikiler boş başak oldukları için, kibir başları dik ve her vesvese rüzgarında savrulup, bu tür hezeyanlar savuruyorlar.Ama insanların çoğu, kelime ve kavramların ne ifade ettiğini dahi çözmekten uzaklar. ”Düşünen beyinleri”bu noktada dumura uğruyor nedense !

2-”Orijin İslâm’da, bugünkü lâik uygulamaların vermediği ölçüde insan hakları mevcuttur!. Başkalarına bilfiîl zarar verme söz konusu olmadıkça, İslâm kişiyi inancıyla başbaşa bırakır ve zorlamaz; cezalandırmaz!.”

İşte kendi mantığından atmasa, muteber bir tefsire baksa, bu vahim lafları edebilir miydi? ‘‘Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah’a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara 256)
Elmalılı tefsirinde geniş açıklama vardır.Bir kısmını okuyalım:

”..zarflık değil, sebeblik mânâsı düşünülürse, mânâ şu olur: Zorlama, din için yoktur, yahut zorlama, din için, dine sokmak için yapılmaz. Çünkü zorlama, bir kimseye hoşlanmadığı bir işi fiili bir tehditle zorunlu olarak yaptırmaktır. Halbuki din, hoşlanılmayacak bir şey değildir. Dinin aslı olan imanın kökü tasdik ve kalbden inanmaktır. Bu ise sırf bir rıza ve seçenek işidir. Bunu “Dilediğini yapar.” (Bakara, 2/253; Hac, 22/14) olan Allah’tan başka kimse zorunlu hale getiremez. Allah’ın iradesiyle iman ve hatta iman ile salih amel, zorlamaya değil, güzel bir seçime ve gönül rızasına bağlı bulunduğundan din için zorlama mümkün olmaz. Ancak tebliğ ve teklif edilir. “Eğer Rabbin dileseydi, yer yüzünde bulunanların hepsi iman ederdi. Öyle ise sen, iman etmeleri için insanları zorluyor musun?” (Yunus, 10/99) Şu halde dine girmesi için kimseye zorlama yapılmamalıdır. Çünkü zorlanan kimsenin açığa vuracağı iman, Allah yanında gerçek iman olmaz. (………..)

Bu özellikle şunu gösteriyor ki, “dinde zorlama yoktur” deyince, hiç kimseye sorumluluk, ceza ve azab yoktur, demek şeklinde anlaşılmasın; elbette doğruluğun sapıklıktan kesin olarak ayrılmış bulunması, dine aykırı hareketlerde muhakkak bir azabın ortaya çıkmış olmasındandır. ”(tefsir devam ediyor,bakılabilir.Biz bu kadarını aldık)

Yine yukarıda (2 nolu paragrafta) vahim yanlış şu: ”İslâm kişiyi inancıyla başbaşa bırakır ve zorlamaz; cezalandırmaz!.”

Bunun kıstası, bir ön satırda dediği gibi, başkalarına zarar vermek değildir ki..İslam hukukunda, namaz kılmayan başkasına direkt zarar vermiyor ama, ikazlı hapisten, ölüm cezasına kadar müeyyidesi var.

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!” (Kıyâmet 75/36)
Tevbe :16- Yoksa siz kendi halinize bırakılacağınızı mı zannettiniz? Cihad ile emrolunmayacağınızı, sizi ayıklayacak ve arındıracak sınavlara çekilmeyeceğinizi, bulunduğunuz hâl üzere terk olunacağınızı mı sandınız? Ve Allah’ın içinizden hakkıyla cihad edenleri, Allah ve Resulü’nden ve bir de müminlerden başkasına sığınıp dost ve sırdaş tutmayanları hiç bilmediğini mi sanıyordunuz? Böylesine ihlaslı mücahitlere kıymet vermemiş, sevap yazmamış olduğunu mu düşünüyordunuz? Hiç öyle olur mu? Oysa Allah yaptıklarınızın hepsinden haberdardır. Binaenaleyh çalışan ile çalışmayanı, savaşan ile savaşmayanı, Allah’dan, Resulü’nden ve müminlerden başka sığınılacak, yanına sokulup dost olunacak ne bir yer ne bir kimse olmadığını bilerek hareket edenlerle bunun zıddını yapanları, münafıkları ve onların neler yaptıklarını Allah’ın bilmemesi ve ona göre ecir ve sevap veya ceza vermemesi mümkün mü? Hiç böyle bir şey olur mu? ( Elmamlılı’dan ) Örneklemeler, ayet-i celileler, İslam tarihindeki uygulamalar ve mesela Hz.Ömer (ra) Efendimizin oğluna uyguladığı şer’i ceza gibi misallerle yazıyı uzun tutmak istemiyorum.

Yani bu kişinin dediği gibi, İslam kişiyi kendisiyle başbaşa bırakıp ne halin varsa gör demez.Namaz zamanı dükkanı kapattırır,oruç zamanı tutturur, zekat zamanı zekat memurunu gönderir, zekatı aldırır.Özetlersek, iman ettiğini beyan eden Müslüman; dinin emrettiği vecibeleri yapmakla ”mükelleftir”.Nasıl bri ğlkede yaşarken, bir suç işlediğinizde, ben bunun suç olduğunu bilmiyordum deme mazeretiniz geçersizse, nasıl o ülke kanunlarına ister-istemez uymak zorundaysanız; söz gelimi vergi vermek, askere giitmek mecburiyetindeyseniz, aynen bunun gibi de İslam’ın emrettiği farzları yapmak zorundasınız. İslam, Hulusi’nin dediği gibi şu açıdan da kendi başına bırakmaz :

İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir. (Â. İmran 104)

Fitne (bid’at, sapıklık, küfür) yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen bir kimse, (imkanı nispetinde, söz ile, yazı ile, gazete, dergi, radyo, tv ile) başkalarına (mümkün olan her yere ve herkese) bildirsin, (imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse), Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun! (Deylemi)

Ümmetimin bir kısmı, kabirlerinden maymun ve domuz şeklinde kalkar. Bunlar Allah’a isyan edenlere, nehy-i münker yapmayan kimselerdir. (Ebu Nuaym)

Bir toplumda, gücü yettiği halde, günah işleyenlere, mani olmayanlar, ölmeden önce de, Allahü teâlânın azabına maruz kalırlar. (İbni Mace)

Kötülük men edilmezse, azap o milletin hepsine birden iner. (Hakim)
Geçmiş ümmetlerden bir kısmı çeşitli azaba uğradı. Bunların arasında iyiler yok muydu) denildiğinde, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
Hep birlikte helak oldular. Zira günah işlenirken iyiler susmuştu. (Taberani)

Âlimlerin, güçleri yettiği kadar, fitneye sebep olmadan idarecilere, emr-i maruf yapması gerekir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
Cihadın en kıymetlisi, zalim sultan yanında, hak yolu gösteren bir söz söylemektir. (Tirmizi)

Demekki Hulusi bu meselede de, büyük yanılgı içinde.İslam kişiyi başıboş bırakmıyor.Herkesi birbirinden sorumlu kılıyor.Bizim şimdi ona ve onu savunanlara yapmağa çalıştığımız gibi! ”Hepiniz çobansız…” buyuruldu.”Hepiniz inancınızla başbaşasınız” buyurulmadı.

3-”Hadsiz hesapsız kişisel yorumlardan oluşan fetvalarla; kar topu gibi olan şeriat, günümüze ulaştığında bir çığ olmuştu!.”

Kişisel yorum..hadsiz hesapsız…Cahil lafları bunlar.Kişisel yorumun alasını ”benim kanaatim, mantığım” diyerek kendisi yapıyor!Daha yorumla, içtihadı ayıramayan biri nasıl bu meydanda at oynatmaya cür’et eder?Günümüz naylon önderleri kişisel yorum ve mantık yürütme sizin mesleğiniz.Hemde hadsiz diyor.Sensin hadsiz ve desteksiz vahyi özümseyememiş mantığınla düşünen beyinler safsatası ile beyinleri bulandıran, yorumlar yapan. O çığ dediğinin altında ancak mezhepsiz reformcular kalır!

Farklı içtihadlardan rahatsız olanlar, herkes tek bir içtihad etrafından toplanmış olsa, bu sefer de “baskı ve zorlama vardı, fikir özgünrlüğü yoktu…” diyecekler. Neresinden baksanız “hastalıklı” bir bakış açısı.

4-”Geçmişte, tek bir İslâm Devleti olmamıştır Hazreti Âli’nin dünyadan ayrılışından sonra!. Hep saltanatlar veya diktatörlükler vardır!. Ondan önce ise zaten devlet kavramı yoktu… Kabile yaşamı, bir tür devlet yaşamına döndürülmeye çalışıldı!. Bugünkü devlet anlayışı ile o günkü devlet anlayışı arasında sadece isim benzerliği vardır!.”

Öyle cımbızlamak falan yok.Tam paragraf yada bütün cümleler!Hz. Ali (ra) efendimizden sonra..bu kadar genel konuşulur mu ”hep saltanatlar ve diktalar ”diyerek? Şimdi Hz.ali (ra) Efendimizden sonraki müstesna şahsiyetleri tek tek sayma imkanımız yok.Az çok tarih bilgisi olan, onlara diktatör deme gafletindeki bu zattan daha iyi onları bilir.

Hz.Ali (ra) Efendimizden öncede Devlet kavramı yok’muş(!) Cihan Hz.Ömer(ra) efendimizin devlet ve devlet idaresini; tarihçi A.Tonby,Osmanlının devlet idaresini Eflatun’un ideal devletine en yakın tarif eder.Yani, Hz.Ali Efendimizden önce ve sonra muazzam İslami devlet ve kavramı vardı.Mecelle bunun son örneğidir.

Hz.Ali (ra) Efendimizden önce ”kabile yaşamı” vardı demek cehaletin son mertebesidir.Peygamber (sav) cihanşumul bir dinle cihanşumul bir devletin başkanıydı.Kabile reisi azamı değildi.O (sav) kabilelerden İslami bir devlet, o devletten, koskoca bir imparatorluğun ve kainatın Peygamberini, anca batılı müsteşrik ağzıyla düz mantıkla anlatırsın.En azından beytül malın devlet kasası olduğunu duymuş olmalıydı!

Bu konuda da başlı başına makale yazılırdı.Ama yine işaret edelim, nasipliler alsın.

5-”Kişiler kendi anladıkları İslâm’ı, ele geçirdikleri güç ile insanlara “orijin İslâm’mış” gibi kabul ettirerek saltanatlarını sürdürmüşlerdir yüzyıllardır.”

Kendisini tarif ediyor haberi yok!Kendi anladığını insanlara süsleyip, uzay şerbeti ile sunma aymazlığı.Paraya telif ücretine gerek yok.Hükmetme, hitap etme, ünlü olma, kendisine üstad denmesi; paradan öncedir insan nefsi için.

Yüzyıllardır saltanat sürmüşler ve bunun orijin İslam olup olmadığını o devrin meşhur alimleri anlamamış, internet padişahları saltanat sürerken anlayıvermiş ve mal bulmuş mağribi gibi, hamamdan suyun kaldırma kuvvetini bulup fırlayan fizikçinin ”buldum” naraları ve hezeyanı ile ahkam kesmeye başlamışlar..

Kim kime neyi kabul ettirmiş? Hangi yönetici “Benim İslam anlayışımı benimseyeceksiniz; yoksa kellenizi keserim” diyerek halka baskı uygulamış İslam tarihinde? Bunun tek istisnası Mu’tezile mezhebinin Abbasiler’e hakim olduğu 15 yıllık dönemdir.

Bugüne niçin birşey söylemiyor bu vatandaş? Bugün kendi anladıkları dini, kitlelere zorla dayatan anlayıştan niçin hiç yakınmıyor?

6-“Orijin İslâm” Kurân ve Hadis’tir!.Bugünkü yanlış kabul ise, “Kurân + Hadis + Kıyası Fukuha + ümmetin ortak kararı”dır!.İşte yanlış bu noktada başlamaktadır!.Bugünkü yanlış kabul değil Hulusi bey, 1400 yıllık İslam nizamıdır o.Senin yaptığın ne; ayetlere ”kanaatim” diyerek yeni mana yüklerken ”kıyas” yapıyorsun bal gibi!Ama icam-i ümmet yani ümmetin ortak kararından hep mahrum kalacaksın!Senin itiraf ettiğin gibi, ne medreseden, ne ilahiyattan icazetin yok!Ümmetin alimlerince kabul gören fikirlerin de yok! Yanlış nokta buradan başlıyor diyebilmek, gerçekten büyük cesaret işi!Boşuna dememişler cahil cesur olur diye!

Sahabe-i Kiram hazeratından, onları görenlere, mübarek Hak mezhep imamlarımıza, sonra gelenlere kadar, sevad-ı azam, büyük topluluk alimlerden kimse İslam’ın bu 4 kaynağı konusunda ”işte yanlışlık burada” dememiştir.İslam tarihinden, günümüze, Kitap ve Sünnet’in dışındaki 2 temel kaynağa itiraz edenler olmuştur. Onlara da, çağdaşları ve sonra gelenler ”reddiyeler” yazarak hadlerini bildirmişlerdir.

Aslında burada icma ve kıyas üzerine bir başlık atıp, uzunca bir yazı daha yazmak gerekiyor.Anca yazı zaten bir hayli uzun olduğu için, ilgilenenlerin yada bunların ne olduğunu tam bilmeyenlerin bu konuda yoğunlaşmasını tavsiye edelim.Müçtehid sıfatını haiz alimler, içtihadlarında Allah indinde hata bile etseler, ecirleri vardır.İş, müçtehid olabilmekte; mesele içtihada ehil olarak içtihad edebilmekte.

Birilerinin anladığı gibi, içtihadı, yorum sanmamak, öğrenmek gerekir.

Bir önemli soru da şu :”Orijin İslam”ın Kur’an ve Sünnet’ten ibaret olduğu tesbiti kime ait ve niçin dogru kabul edilmeli? İcma ve kıyasın Kur’an ve Sünnet’ten “ayrılan”, onlara aykırı olan tarafları nelerdir ki burada Din çerçevesinin dışında tutulmuştur?

7-”Kurân veya hadiste olmayan HER ŞEY, “KİŞİSEL YORUMDUR”, yani “FETVA”DIR ve kimseyi bağlamaz DİN ADINA!.Hele hele, Kurân’da veya Hadiste olmayan bir konuya ilişkin kişisel yorumunun(fetva) Din hükmüymüş gibi uygulatılmaya kalkışılması, insanlara en büyük zulümdür!.Bırakalım geçmişi bir yana…”

Belirttiğimiz gibi kişisel yorumla, içtihadı aynı sanıp böyle laflar etmek; sapla samanı aynı sanmaktan da vahim bir cehalet örneğidir.

Bir defa Kur’an ve Hadis’te olmayan değil, bulunamayan denilmek gerekir.Zira, “Yaş ve kuru hiçbir şey müstesna olmamak üzere hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’am, 6/59) Hak Teala,hikmeti gereği; kiminin anlamını belli bir süre yada ehli için kapalı bırakmıştır.Vakti gelince keşfedilir.Kiminin sırlarını bazı kullarının kalbine döker ve insan aklı ile cehd eder; müçtehid ve müfessirler Kitap ve sünnet’ten deliller çıkarır, kıyas yaparak, yeni meselelerin çözümünü ”fetva”ya bağlarlar. Bu fetva, Kitap ve Sünnete doğru/uzman kişilerce dayandığı için dinde senettir.Bu sebeple de, tevatürle gelen icmaın inkarı küfürdür.(İmam-ı Serahsi, Fıkhi Meseleler, Yusuf Kerimoğlu, Kitap 1, sayfa 35-37/1982)

İcma’ya karşı, Kur’an diyenlere Kur’andan tek bir delille yetinelim :İcmanın dinin bir kaynağı olduğuna dair Kur’an’dan şu delil getirilmiştir:

Kim kendisine ‘dosdoğru yol’ apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. (Kur’an:4/115)

Yine”…. Ey akıl sahipleri, ibret alın” (Kur’an :59/2) Kur’andan kıyasa delildir.

Nahl suresi: 43′de geçen ”Öyleyse bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz”mealindeki ayetin tefsirini ve bundan yola çıkarak İslam hukukundaki yerini bilenler bilir; Teberi Tefsirinde ve Fahruddin Er–Razi Hazretlerinin Tefsir–i Kebir de de bazı müfessirlerin görüşlerine yer verilerek, ayet şöylece tefsir edilmiştir:

“Ehl–i Zikr” den maksadın, Kur’an ehli kimseler olduklarını söylemişler, buna delil olarak da, Kur’an–ı Kerimin başka yerlerinde “zikir” kelimesinin “Kur’an” manasına geldiğini gösteren misalleri vermişlerdir. Bu görüşe göre de ayetin izahı şöyledir: “Ey müşrikler, daha önce gönderilen Peygamberlerin de bir kısım erkek kişiler olduklarını bilmiyorsanız, Kur’an’a iman eden Kur’an ehline sorunuz. Kendi mantığınızla karar vermeyiniz.”
Bunlara kişsel yorum diyerek, kişisel yorum yapanlar Hulusi gibi: ”Bırakalım geçmişi bir yana.” demekle varmak istedikleri yer neresidir? Geçmişi bir yana bırakmak..!?Bunu da siz okurlar yorumlayın, yazı çok uzun oldu..

İçtihadın tabi sonucu olan ve İslam hukukunda içtihat=fetva sayıldığından buna zulüm dendiğinde, ilk yazımızda kısaca dediğindiğimiz gibi bakın fetva makamına ”zulüm” yani fetva sahiplerine ”zalim” demek nereye varıyor : “İnsanların hayırlısı, benim asrımda yaşayanlardır.Sonra onları takiben gelen (tabiin), daha sonra onların peşinde olanlar (Tebe-i Tabiin)’dir.” (Buhari;Müslüm) Sahabe-i Kiramı öven ayetlere girersek uzar. Bu durumdaki biri, ikinci ve ücüncü asırdaki icma-i ümmet olan fakihlere dil uzatmanın ne demek olduğunu çok iyi düşünmelidir. Çünkü bu dil uzatış-haşa- onlar için “hayırlıdır” buyuran aleyhisselatü vesselama kadar gidebilmektedir. Allahrasulünün “hayırlıdır” buyurduğu bir topluluğa hayırsızlık isnadında bulunmak,-haşa- fetvacı zalimler demek ! Bundan Allah bizleri muhafaza etsin

Bütün bunlar “Usul” ilminin konusudur. Usul-i Fıkıh tahsil etmemiş bir kimseyle bu meselelerin konuşulması beyhudedir. Niçin böyle söylemek gekir, bir tek nokta üzerinde durarak izah edeyim:

“Kur’an ve hadiste yer almamak” ne demektir? Kur’an ve hadisin delalet vecihleri tek düze değildir. Kur’an ve sünnet bir meseleye “sarahaten” delalet edebileceği gibi, “iktizaen”, “ibareten”, “işareten”… de delalet eder. Bu delalet vecihleri hakkında bilgi sahibi olmadan herhangi bir meselenin Kur’an ve hadiste yer almadığını söyleyen kimseye sadece “Git, daha iyi bildiğin bir işle uğraş” denir.
8-”Kişinin imanı veya İslâm anlayışı, “islam devleti” veya “şeriât devleti” kapsamına bağlı olsaydı, bugün yeryüzünde imanlı veya İslâmı kabul etmiş tek kişi olmazdı!. Oysa bugün binlerle evliyâullah, “İslâmî olmayan rejimlerle” yönetilen ülkelerde yaşıyor yeryüzünde!.”

Bu cümlelerin de ”ilmi” bir tarafı bulunmamaktadır.İman anlayışı nasıl İslami devlet kapsamına bağlı olmaz?Şimdi biri çıksa deseki :”Ben İslam’daki her şeye iman ettim ama, İslami devleti kabul etmem..!Devlet seküler, laik, komünist, demokrasi vs…olacak.!” Dine dayalı sistem istemese, bilinçli olarak birilerinin yaptığı gibi kabul etmese ”iman” dairesinde kalacak mı? Kur’an’ın sosyal hayata ve devlet modelini belirleyici ayetlerini inkar etmiş olacak mı, olmayacak mı?Peşinen belirtelim, İslam nizamın, inen hükümleri kabul ama uygulamayı istemesse, zalim yada fasık olması en iyi temennidir.Zira kafir olacağını beyan eden ulema da olmuştur.

Bu da başlı başına uzunca bir bahistir.Ne kadar kısa tutmaya çalışsak da bir miktar daha açmamız gerek.Olur ki, bu tiplere aldananların gözleri açılır.

“Hüküm ancak Allah’ındır. Çünkü O, gerçeğe uyar ve O, sağlam hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (6 En’am/57)

“Bilesiniz ki, hüküm yalnız O’nundur ve O hesap görenlerin en çabuğudur.” (6 En’am/62)

Mısır Arap Cumhuriyeti Anayasası 109. maddede şöyle geçer: “Kanun koyma hakkı, cumhurbaşkanına aittir.” Ayrıca 112 ve 113. maddeler, ortaya konan her türlü kanun için cumhurbaşkanının kabul veya red hakkının olduğunu belirtir.

Suriye Anayasası’nın 115. maddesi, kanun koyma ve ortaya konan kanuna itiraz etme hakkını, köpek Hafız Esad’a vermekteydi.

Libya Cumhuriyeti Geçici Anayasası 20. maddede şöyle geçer: “Yüksek Bakanlar Kurulu, kanunları inceler ve kabul eder.” 18. madde ise şöyledir: “Devrim Mahkemesi, kanunları ve onların çıkarılmasını onaylar.”

Fas Anayasası 1972 senesinde çıkarılmıştır. Bu anayasanın 26. bölümünde şöyle geçer:
“Kanunları belirleme ve teşri etme hakkı kralındır.”

Ürdün Anayasası 31. madde, kanunları belirleme ve teşri hakkını krala vermektedir.
Tunus Anayasası’nda, önerge, devlet işlerinde karar verme, itiraz ve kabul yetkisi devlet başkanına verilmektedir.

“Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini ileri sürenleri görmedin mi? Zira tağuta iman etmemeleri emrolunduğu halde tağutun önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor. Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine ve Rasul’e gelin’ denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün” (4 Nisa/60)

“Hayır; Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (4 Nisa/65)

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (5 Maide/44)

“Yoksa onlar cahiliyye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır?” (5 Maide/50)

“Yoksa onların, dinden Allah’ın izin vermediği şeyleri onlara şeriat kılan ortakları mı var? Eğer azabı erteleme sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Şüphesiz zalimler için can yakıcı bir azap vardır.” (42 Şura/21)

İbn-i Cerir (r.h) şöyle der: “Seleme bin Kuheyl’den rivayet edildiğine göre, Alkame ve Mesruk, İbn-i Mes’ud’a rüşvet hakkında sordular. İbn-i Mes’ud, “Haramlardandır” diye cevap verdi. “Hükümde nasıldır?” diye sordular. Bunun üzerine İbn-i Mes’ud, “O zaman küfürdür” dedi ve “Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” (5 Maide/44) ayetini okudu.

Ömer İbnu’l-Hattab’ın, Ali bin Ebi Talib’in, Hasan el-Basri’nin, Said bin Cübeyr’in, İbrahim en-Nehai’nin ve Süddi’nin görüşü de budur. İbn-i Kudame el-Hanbeli (r.h) şöyle der: Allahu Tealâ şöyle buyurur: ”Durmadan haram yerler…” (5 Maide/42)

“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (5 Maide/44)Ali Cüreyşe şöyle der: “Kur’an-ı Kerim, Allahu Tealâ’nın indirdiği hükümlerden başkası ile hükmeden yöneticileri, kâfirler, zalimler ve fasıklar olarak nitelemektedir. Kişi, yüzünü Allahu Tealâ’nın indirdiği hükümlerden başkasına çevirirse, küfür ve zulüm ile buluşur. Allahu Tealâ’nın hükümlerini yerine getirmekten kaçınır ise farklı manaları ile fasıklık ile buluşur.”

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, (Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman ediyorsanız) onu Allah’a ve Rasulü’ne götürün. Bu, hayırlı ve netice itibarıyla en güzeldir.” (4 Nisa/59)

İbn-i Kesir (r.h) bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Yani husumetleri ve bilmediklerinizi Allah’ın Kitabı’na ve Rasulü’nün (s.a.v) sünnetine götürerek, aranızda anlaşmazlık konusu olan şeylerde onları hakem kılın. “Allah’a ve ahiret gününe gerçekten iman ediyorsanız..” sözü, anlaşmazlık konusu olan meselede, Allah’ın Kitabı’nı ve Rasulü’nün (s.a.v) sünnetini hakem kılmayanların, Allah’a ve ahiret gününe iman etmemiş olduklarına delalet etmekdir.”

İşte değerli canfm.info dostları, bunlar ahkam ayetlerinden, İslam nizamını emreden farzlardandır.Hepsinin tefsirlerine yer veremedim, bakıla ancak burada ‘‘tağut’‘ kavramına iki satırla işaret etmeden geçemeyiz.Tağut nedir konusunda da kardeşlerin detaylı bilgi sahibi olmalarını tavsiye ederim. Demekki Hulusinin dediği gibi değilmiş.Kişilerin iman ve İslam anlayışı, İslam devleti kapsamına bağlıymış! Tekraren belirtelim; ilgili ayetlerin günümüz cahil halkına yansıması inşaallah ”fasık” derecesini geçmiyordur!Çünkü İslam ile bağları koprılmış, İslami eğitimde cahil kalmış halk, imanın 6 şartı ile sınırlı bir iman sahibidir.Onların ”kocakarı imanı ” ile iman ehli olduklarını düşünüyorum.Ama bilinçli bilgilice, aydın(!) denilenlerden İslam nizamını reddedenlerin ”zalim yada kafir” olacağını yukarıda gördük!

Kur’an’ı “incelediğini” söyleyen bu vatandaş, Kur’an’da zekât, miras, nikâh ve talak, kısas, haddler, diyet… ve daha pek çok meseleyle ilgili ayetleri de “görmüş” olmalıdır. Eğer “uygulamaya değer” değillerse bu ahkâmın Allah’ın kitabı’nda işi ne? Şayen “uygulanması gereken” ahkam ise, bunları kim uygulayacak? Bugün bu ahkâmın uygulandığını söyleyemeyeceğimize göre bu vatandaşın söyledikleri havada kalıyor…

”İslami olmayan rejimlerde binlerce evliya”nın yaşaması, o rejimleri onayladıkları ve razı oldukları anlamına mı gelir? Düz mantık kalıplarını, ”düşünen beyin” olarak pazarlama marifetini takdir ediyorum. Hani nasıldı o cümle; her kör satıcının, bir kör alıcısı bulunur diye!

9-Kesin olarak bilin ki, “Mehdî” lakabıyla bildirilen YENİLEYİCİ, eğer olağanüstü kuvvelerle donanmış bir ordu beraberinde, beyaz atlı komutan olarak gelmezse, “şeriat devleti” beklentisi, insanların enerjisini yanlış yolda harcatan ham hayal olmaktan öteye gitmeyecektir!.

”Beyaz atlı..” bu alaycı tavrı İsveç, Danimarka yapıyor İslami portrelere karşı da, Ey Hulusi sen neden hakkında hadis-i şerifler ve ulema şerhleri olan bu ciddi konuya ”beyaz atlı prens” masalı gibi yaklaşıyorsun?Bu mu İslami ciddiyet, vakar; ilim (!) adamının İslam anlatışı!?

Bir defa, Müslümanlar İslami devlet beklentisi, ümidi, çalışması ve en hafifi özlem ve isteği ile yaşamak zorundadırlar!Buna yukarıda bir nebze ayet ve tefsirleri ile temas ettik.İman bunu gerektirir.Kaldı ki, Efendimiz (sav)’in Hicreti hangi sebeptendi? Kendisine (sav) ne isterse vermeyi (kadın,makam,para..vs) teklif etmediler mi?Karşılığında bizim yerleşik devlet sistemimizin işleyiş biçimine karışma demediler mi?Hicret=İslami devlet içindir.Yukarıdaki ayetler de bu hedef ve Allah Tealanın Müslümanlara emrettiği yaşam biçimidir!

Hz.Mehdi (as)’a yalnızca YENİLEYİCİ anlamını büyük harflerle yüklemesi de manidar.Çünkü daha sonra aşağıda göreceksiniz, yenileyici Mehdi (!) öyle hiç de uzaklarda değilmiş..!! İnsanlar beklerken zaten kulluk görevlerini yerine getiriyorlar!Boşa harcanan enerji yok ama boşa çalışan çeneler ve beyinlerin olduğu muhakkak!

Bush oğlu Bush da kendisini Mehdi olarak görüyor, evangelistlerinIrak, Afganistan işgallerinde ona desteği bu sebeple.Yani Hulusi rakibin de var mehdilikte!Bu konuyu da kısa kesmek sadedinde 3 adet link vereyim, okunursa faydalı olur:

http://bizimhoca.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1308
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/10/10/yaz57-40-116.html
http://www.objektifhaber.com/yeni/objhab/default.aspx?id=2O33O107462

Bilindiği gib Fransa eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve ABD Başkanı George Bush, Irak Savaşı’ndan birkaç hafta önce biraraya geldi. Bu toplantıda Bush, Fransa liderini savaşa girmeye ikna etmek için “Ortadoğu’da Yecüc ve Mecüc harekete geçti. İncil’in öngördükleri yaşanmaya başladı. Bana yardım etmelisin” dedi. Ancak Chirac Yecüc ve Mecüc’ün kim olduğundan tamamen habersiz olduğu için bu anekdottan bir şey anlamadı. Bush’a da hissettirmedi..Bunu neden verdim? Hristiyanlar bile din inancı için savaşırken, Yahudiler de dahil, 3 dinde Hz.Mehdi (as) beklenirken, sen kalk ”yok öyle bir şey diyerek alay et ve Bush gibi kendini Mehdi ilan et.Bir ara Y.Nuri’de bu imalarda bulunmuştu!Ki, tarihte bu sapkınlık ve sahte mehdiler say say bitmez.

10-Hayal edildiği şekilde bir Mehdi’nin, ortaya çıkmayacağını 1985′te yazdım…O Zât’ın açığa çıkacağını sanmıyorum! Bu benim kişisel düşüncemdir. Bundan sonra da ömrü olanlar haklılık derecemi bu konuda da göreceklerdir inşâallah!.
Yenileyici, diyelim 1980 ya da 1985 ten beri görevine başlamış, işlevini yerine getiriyorsa, bu kadar zamandır acaba neyle meşgul? Ne yapıyor?
Yaşadığınız günün gerçeklerini iyi görün!.

Hayal edildiği gibi..Neden ısrarla Mehdi demek yerine ”yenileyici” kavramı.Çok basit çünkü o yenileyici, Allah’ın sizlere (telif hakkı istemeyen,soyadını bile kullanmayan) nimeti benim demek için!Peygamberin bildirdikleri hayal değildir bay Hulusi.

SAHİH-İ MÜSLİM

Ebu Hureyre (RA) den: Resulullah (SAV): “Meryem oğlu (İsa aleyhisselam) içinize indiği ve sizden (birini) imam yaptığı zaman haliniz nasıl olacaktır?” buyurdu. (Sahih-i Müslim ve Tercemesi, Mütercim: Mehmed Sofuoğlu, İrfan Yayınevi, İstanbul 1972, c. 1, s. 208)

SÜNEN-İ TİRMİZİ

Abdullah (RA)den rivayet edilmiştir: Resulullah (SAV) buyurdu ki: “Ehli beytimden ismi ismime mutabık olan bir kişi başa geçecektir.” Asım diyor ki: Ebu Salih, Ebu Hüreyre’nin şöyle dediğini bize bildirdi: “Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa, onun başa geçmesi için Cenab-ı Allah o günü behemehal uzatır.” (Sünen-i Tırmizi Tercemesi, Hadis No: 2332, Mütercim: Osman Zeki Mollamahmutoğlu, Yunus Emre Yayınları, c. 4, s. 92)

SÜNEN-İ EBU DAVUD

“Mehdi ben(im neslim) dendir. O açık alınlı ve ince burunludur. Dünyayı zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak ve yedi sene hüküm sürecektir.” (Ahmed, b. Hanbel II-291, III-17) (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve şerhi cilt. 14, Şamil Yayıncılık, K. el-Mehdi (35), s. 404)

http://www.dervisan.com/kiyamet/mehdi.html
http://www.aleyhisselam.org/index.php?option=com_content&task=view&id=53...

Kim demiş 1980-85 de Hz.Mehdi (ra) çıkacak diye?Alaycı tavrı sürüyor, olmayan bir tahmin üzerine nerdeymiş, ne yapıyormuş, diyerek.. Neyseki ”bu benim kişisel düşüncem” diyor.Yani her düşüncesi gibi..!Dediğimiz gibi, aslında Hulusinin fikirlerini ciddiye aldığımızdan değil, beyinlerini yıkadığı ve yıkacağı temiz gençleri uyarma adına bu çabamız.

11-İslâm yeryüzünde, dar kafalı, şekilci anlayışlı, robot beyinli, ezberlediğini tekrardan öteye gidemeyen din âlimleriyle(!?) değil, işin hakikatini görüp yaşayan gönül ehliyle yayılmıştır!.

Hulusi’ye göre, Peygamber arkadaşlarına kadar, günümüzden giden, titizlikle takip edilen o altın zincir, nakli esas alarak eserler yazanlar-haşa- ezberci, dar kafalı din alimleriymiş.Sanki S.Kutub’u okuyorum, ne kadar da birbirlerine benziyorlar.Cins cinsi çeker, diye boşuna dememişler.Bir toplulukta 100 kişi olsa, içlerinde biri münafık olsa, gelen münafıksa gider onu bulur; tersi de böyledir..(hadis meali) Gönül ehli sen misin Hulusi..

Kendisiyle özel bir dostluğumuz (abi kardeş hukukumuz olan), hadis bilim dalında yüksek lisans doktorası olan, bir dönem üniversitelerin ilahiyat fakültelerinde araştırma görevlisi, ilm-i irfanından istifade ettiğimiz, pek çok eser ve çeviri sahibi olarak halen bir gazete günlük (aylık dergilerde de) makaleleri ile ehl-i sünnet dışı reformist fikirlere de reddiyeler ve tenkitler yazan, kendisiyle ropörtajlar yapılan, yumuşak huylu, kolay celallenmeyen muhterem hocam sonunda Hulusi konusunda çok önemli tespitlerde bulunarak şunları ifade etmiştir:

”Bu, artık “ilmî ve entelektüel” bir söylem olmaktan çıkıyor, ukalalık sınırına giriyor. Bu zat o ulemadan bir tekinin eserini orijinal Arapçasından okumuş mudur?
Aslında bu ifadeler bu zatın maksadını ve hedefini açıkça ele veriyor. Şöyle ki:
“Gönül ehli” dediği o insanlar ilimsiz zühdün zındıklık olduğunu söylerken aslında bu vatandaş gibilerin fitnesine dikkat çekiyorlardı. Ehl-i Sünnet mutasavvıfların hiç birisi “zahirî ilimler” olmadan kişinin gereği gibi kulluk yapabileceğini söylememiştir. Ehl-i Sünnet dışı “mustasvife” ise insanları batınîliğe çağırma bozgunculuğundan başka bir işle iştigal etmemiştir/etmiyor. Bu noktaya son derece dikkat etmek gerekir. Bu gibi adamların yaptığı, cahil halk kesiminin kafasını bulandırarak Ehl-i Sünnet çizginin deformasyonuna çalışmaktan başka birşey değildir. Amaç ise bu topraklara bin yıldır esas kimliğini veren sahih İslamî akideyi devre dışı bırakarak müslüman halkı kimliksizleştirmek, vatanı dahil herşeyine, bütün varlığına el koymaktır. Bu oyunun siyasal, tarihsel, kültürel ve ideolojik birçok boyutu vardır.”

Aşağıda gelecek olan pasajlar da hep bu yolda müslüman neslin direnç mekanizmalarını dumura uğratmaya, onları mankurtlaştırmaya dönük söylemlerden ibarettir!!!
12-Devleti değil, gönülleri fethetmeye çalışalım!.Tağut hesabına çalışan ajanlar vardır.Bunlardan mesela Musa Carullah, Efgani gibi isimlerin oynadıkları rol hiç küçümsenmeyecek nitelikte bir reform ve geçmişi karalama hareketidir. (Bu önemli yazı da okunmalıdır: http://canfm.info/?p=963#more-963) Şimdi cihad kavramından ne anladığını sormuyacağız.Nefs ve basamakları ile sınırlayacaktır.Devlet mi, sana ne; ( onu tağutlar ele geçirip hortumlasın; oligarklar sömürüsü devam etsin); sen karışma anlamazsın, sen gönül fethet, evden camiye..!

13-Allah yolunda savaşmak demek, Din hakkında bilgi sahibi olup, insanları Rasûlullah yolundan uyarmak demektir!.

Geçmişimiz de böyle anlasaydı, yukarıda bir kısmını verdiğimiz ayetleri; ki daha pekçok ayet ve hadis var bu konuda, ama yazı makale sınırlarını çoktan aştığı için örneklemeye girmeyeceğiz.( Yolundan değil, yolunda olacaktı.Herhalde teknik hata diyelim.Yoksa vahim bir dilbilgisi ihlali ile anlam farkı var!) Evet, Allah yolunda fisebilillah savaşmaya, uzmanımız tek ve dar bir mana yükleyerek;bu konuda da son söz ve ”fetva”larını verdiler..!Din hakkında bilgi sahibi olmak, cümlesine giremiyorum bile..

14-Rasûlullah, devrinde “kılık-kıyafet Müslümanlığı” yapmamıştır! “Gardıropçuluk” ilkel kafalara mahsus bir haslettir!. İlkel insanlar birbirlerinin kıyafetlerine ambargo koymaya kalkarlar!. Rasûlullah, Din gerçekleriyle ilgili olmayan konularda, yaşadığı putperest toplumun örf ve âdetlerine saygı göstermiştir!. Bu bize açık örnektir!

Bu konuyla ilgili başlıbaşına ayrı bir yazım da olduğundan yine mantık ürünü bu gayri ilmi cümleler karşısında şimdi aklıma hasta yatağında yatarken kendisini ziyarete gelen adamın etek boyu yere değdiği için onu sertçe uyaran Hz.Ömer (ra) efendimiz geldi.Yine ashabına zaman zaman ”bunu giyme, bu giyim tarzı…bu renk…bizimle kafirler arasındaki fark, külahımızn (takke) üzerine sarık dolamamızdır” gibi onlarca hadis ve uygulamadan sonra Hulusi’nin korkunç cesur lafı:”ilkel insanlar birbirlerinin kıyafetlerine ambargo koyarlar..” Elmalılı tefsirini okumuşsa eğer, yasin suresinde olması lazım, orada müfessir M.Hamdi efendi’nin ”kravat” meselesini okusun!Yada İskilpli Atıf Efendi merhumun ”şapka”dan şehid olması bu Hulusi mantığına göre ”ilkel”bir ölüm mü?Bediüzzaman (rh.a) hazretlerinin Atatürk karşısında şapka (serpuş) giyme/me konusundaki direnci ve sözleri tarihe mal olmuştur..

İslam’da gayrimüslimlere benzemenin hükmü konusunda bir hayli Nebevî uyarı vardır. Bu konuya özel monografi çalışmalarında ilgili hadisler görülebilir. Kütüb-i Sitte’yi incelediğini söyleyen biri, eğer yalancı ve sahtekâr değilse, bu hadislerden bihaber olamaz! Müslümanların sadece giyim-kuşam alanında değil, ibadetler dahil hayatın her alanında gayrimüslimlere muhalefet etmek gibi bir dinî sorumluluğu vardır ki, bu, tarihsel birikimimizden bize kültürel bir davranış kodu olarak miras kalmıştır.

15-Mevcut yönetimlerin yanlış, haksız ve belki de inançsızlığı doğrultusunda amaçlı uygulamalarını, yerinde bulmamak ve karşı çıkmak ayrı şeydir; onun yerine bir başka yanlışı uygulamak uğruna ömrü hebâ etmek ayrı şeydir!.

Aslında (11) nolu pasajda bahsettiğimiz Dr.hocamın tespitlerinin sadık şahidi ifadeler..!Bu karşı çıkışın adı ne, metodu nedir?Hani (12.) paragrafta devleti değil, gönülleri fethedecektik, kendileri öyle buyurmuşlardı! Çok konuşan çok hata eder derler ya, kendi kendisiyle de böyle tenakuza düşmektedir.

16-Ölüp yok olup, kıyamette topraktan biteceğini düşünen din bilginleri(!) yetiştiren bu kurslar ve cemaatler, İslâm’ın önündeki en büyük perdelerdir esasta, devlet değil!.

İnsanlar kendi iyilikleri için, âcilen, bizzât yeni baştan DİN’i araştırmak ve sorgulamak zorundadır!.

Bu ne şimdi !!Kıyamette topraktan bitip yeniden dirileceğiz.Yoksa ölenlerin ruhları uzay aracında toplanıp yeni bir beden içinde evrende kozmik seyahata mı çıkıyorlar, parti vererek!! Tabii devlete ve sisteme laf yok!Laik devletle hiçbir sorunu yok Hulusinin.Her ne kadar (12.de başka,15.de başka ve şimdi 16.paragrafta yine bir ”u” dönüşü varsa da; zaten düşünen beyin olacak diye, düşüne düşüne, tenakuz ve saçma fikirler kuyusuna düşer ehl-i sünnet ve cemaat sisteminden ayrılan insanlar!)

İşte o bakla!Yeni baştan DİN’i araştırmak, sorgulamak..Geleneksel cümle alimlere - daha önceki yazılarımızda isimlerinin bir kısmını verdiğimiz reformcular gibi- hakir bakmak, klasik ulema diyerek onları beğenmemek ve bu dini anlamadıklarını söylemek.Onlar yüzünden İslam dünyasının geri kaldığını söylemek!Sonunda mezhep tanımamak, mezhepsiz reformcu yada zındıklık çizgisine kıç üstü oturmak!

Dini ihya hareketleri..Seküler İslam..!Rasyonalist ve hümanist diyalogcu İslam..!

Kanuni’ye kadar İslam dünyasının bilime katkısını ve dünyanın bilim çekirdeğinin tohumunu Müslüman alimlerin attığı gerçeğini, insaflı batılılar yazmışlardır ve bilirler ama; bizdeki cahiller yada maksatlı hainler; geleneksel İslam yani ehl-i sünnet ve cemaat İslamı yüzünden İslam dünyasının geri kaldığını utanmadan, nankörce dillendirirler.Bu konuya da işaret ettik sadece.

Yukarıda Hulusi’nin vahim sözlerinin orijinalini sitesinde görebilirsiniz işte yeri : ( http://ahmedhulusi.org/yazi/yenilenartik.htm )

17-Deccâliyetin akı kara, karayı ak gösteren televizyonları varsa; Mehdiyetin de sana her doğruyu bulduracak, kavratacak interneti var!.

Hımm..!Adam daha ne yapsın.Daha açık nasıl desin ben buradayım, bir tuş kadar size yakınım. Böyle bir Mehdi beyaz atıyla gelmeyecek, boşuna beklemeyin, (beni açılış sayfanıza ekleyin demiş olmuyor mu?) Mehdiyetin de kafanı bulandıracak interneti ve sitesi var diyor işte..Komik gerçekten.Bir siyasi, bir milletvekiliydi, sonra Almanya’da sarı parlak cübbeler içinde kendisinin Mehdi olduğunu söylemişti!İnşallah iyileşmişsindir Hasan Mezarcı..Öbürü genel papazlarını öldürmeye kalktı, sonra hapiste ben Mehdiyim dedi..!Oluyor işte ne yapacaksınız.Allah’ın ”aşırı gitmeyiniz, vasat ümmet olunuz” emrine göre itidalli düşünmek ve İslamı yaşamak gerekir.

18-“Yağmur damlası iki melekle yeryüzüne iner” diyen Rasûlullah’ın işaretini anlayamazsın ilmin olmazsa, saçma bulursun. Yağmur damlası denen suyun, Hidrojen ve Oksijen olarak adını koyduğumuz iki kuvveden (melekten) meydana geldiğini bilmiyorsan!.

Vaah vaah..!Önceki yazılarımda lütfen Süleyman Ateş bahsini okuyunuz.Melekleri tabiat kuvveti, elementler saymak..!Başka bir şey demiyeceğim, yazık demekten başka..!

Aslında belki ilmi olan biri Hulusi vak’ası için küçük çapta bu tarz bir reddiye yazsa faydası olur gençlerimize.Benim ne ilmim ve zamanım yok.Bu arada bu bahiste de onun sözlerinin aslını : ( http://ahmedhulusi.org/yazi/yenilenartik.htm ) buradan görebilirsiniz.

Yazıları ben yazıyorum, sevgili editörüm ve en zeki takipçim/kardeşim göğüslüyor gelen yorumları.Ama bana ilk teklifinizde zamanımın olmadığını, siteye yazınca; ( kitap yazmak gibi olmadığını ve ) mutlaka takibinin gerektiğini söylediğimde; sizler kabul etmiştiniz.Bu vesile ile yapılan yorumların çoğunun ilmi olmaktan uzak ve tahripkar, provoke edici, tekfire kadar varan acımasızlık noktasında gördüğüm zaman çok üzüldüm.”Cahillerden yüz çevir” hükmünce, ahmaka cevap sükuttur, arap atasözü geldi aklıma..

Her iki fikrin savunucuları kardeşler! Lütfen ”dinin yarısı olan insaf” ve nezaket çizgisini kaybetmeyiniz. Sonuçta fikre karşı tenkittir, yapılan.Dileyen dilediğini seçecektir.Kişi sevdiği ve savunduğuyla haşrolacaktır.Bu yazıdan sonra da, gözü açılmayan ve hala bir şeyler arayan,Hulusiyi ısrarla savunup,ciddiye alan; tartışma çabası içinde olanlara cevap verilmesi, zaman ve emek israfı olur!

Tekraren şunu ifade ederek kısa yazmaya çabaladığım yazımı nihayetlendirirken; Hulusi’nin yalnızca iki başlıktaki zırvalarından bu kadar vahim hatalar ve ilim dışı ve ancak ilimde cahillerin kanacağı ibretlik veriler ortaya çıkmıştır.Bir yorumcunun onun Allah tarifi de bir acaip dediği konuları okumadım, kim bilir orada ne korkunç saptırıcı cürümler vardır.Ama belirttiğimiz gibi, maruf/münker prensibi ve insan sevgimiz sebebi ile bunca yazıyı/ikazı, zaman ve emeği, Hulusi’ye aldananlar için ayırdık.Hulusi’yi ciddiye aldığımızdan değil.

Mevlam, cümlemize sıratı müstakıym olan cennet fırkası üzerinde yaşayıp, ruh teslim etmeyi nasip eylesin.(amin)

Allah kendilerinden razı olsun..

Bu haber 19380 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Şİİ İRAN VE SAPKIN YÖNÜ! www.irangercegi.com

"ŞİİLER, EHLİ SÜNNET'İ KÜFÜRLE İTHAM ETMELERİ VE SAHİH HADİSLERİ REDDETMELERİ SEBEBİYLE HER İKİ YÖNDEN KÜFRE DÜŞMÜŞLERDİR." (İMAM-I GAZALİ Rah.)



AHMED HULUSİ

Ünlülerin hocası Ahmed Hulusi'den şok görüntüler..

Ünlülerin hocası Ahmed Hulusi'den şok görüntüler.. Ünlülerin hocası Ahmed Hulusi'den şok görüntüler..

Mustafa Ceceli'nin hocası Ahmed Hulusi'yi Tanıyalım

Mustafa Ceceli'nin hocası Ahmed Hulusi'yi Tanıyalım SANATCI MUSTAFA CECELİNİN SEYHİM DEDİĞİ AHMET HULUSİYİ YAKINDAN TANIYALIM

(c) 2014 - 2016 Bu web sitemizle biz kesinlikle bir inanca ve kişilere saldırı yapmıyoruz. Bu tamamen inandığımız değerlere, inanca saldıran bir zihniyeti deşifre ve bilgilendirme amacıyla, kaynak ve yorumlara dayalı özgür ifadenin savunulduğu bir web sitesidir. Olmamasını düşündüğünüz sayfa ve nedenlerini bize göndermeniz halinde, değerlendirip gerekli işlemi yapacağımızıda buradan bildiririz. Kaynak göstermek şartıyla alıntılar yapılabilinir! Reddiyeler.com - Ehli sünnet itikadı üzerine yazılan faydalı yazılar..
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim