Bu kişiye bu görevi verenler acaba nasıl zihniyetteler...
İlahiyat Fakültelerinde kol gezen din tahripçilerinden zamanla bahsetmiştik. Dinimizin değerlerine sistematik yapılan saldırıların içinde aktif rol alan Mehmet Okuyan bölüm başkanı olmuş. Birçok ehli sünnet dışı görüşlerinin yanında hadisleri inkar ederek ve imanını pazarlık konusu edecek kadar bir yapıda olan Mehmet Okuyan gibilerine bu görevlerin verilmesi, ciddi bir vebaldir, ülkemize ve dinimize yapılan saldırıdır..
İşte haber:
Samsun OMÜ Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Hüseyin Peker devir teslim töreninde, “Görevime başlarken yöneticilik görevlerinin geçici, asıl olanın öğretim üyeliği olduğunu belirtmiştim. Böylece 3 yıllık bir süre dolmuş oldu. İnşallah görevimi layığı ile yapmışımdır. Yeni Dekan Prof. Dr. Mehmet Okuyan’a görevinde başarılar diliyorum. Allah yardımcısı olsun.” dedi.
Görevi devralan Tefsir Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Okuyan ise “Fakülteyi el birliği ile daha iyi günlere götürme noktasında gayret sarf edeceğiz. Bugüne kadar emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” dedi. http://www.omu.edu.tr/haberler/ilahiyat-fakultesinde-devir-teslim-toreniBugün Ehl-i Sünnet çerçevesi içinde İlahiyatçılar da, maalesef çok az olarak, var ise de bunlar özel gayret ile yetişmiş, ayrıca manevi kanallardan da istifade etmiş Allah'ın himayesi ile korunmuş şanslı kişilerdir.)
Bugün TV. Ekranlarının her gün dini tahrif ve tahrip ile meşgul ifsat ekibinin kahir ekseriyeti oryantalist duruşlu filozof ilahiyatçılar değilmi?
Çok acı ama maalesef din'e bugün en büyük zararı bu ifsat ekibi vermektedir. Doç. Prof. unvanları da taşıyan bu ifsat ekibi, bu asil milletin yüzlerce yıllık sahih inancıyla adeta alay eder gibi müçtehit edasıyla ( Ehl-i Sünnet itikadına aykırı)yeni yeni fetvalar vermekteler.
Bir hukukçu yazar ve Ord. Prof. şunları yazıyordu:
" İlahiyatçı, din felsefesi, dinler tarihi ve din sosyolojisi öğrenmiş bir mütehassıs veya FİLOZOFTUR, fakat DİN ADAMI DEGİLDİR. (Yüksek Diyanet Mütehassısı) ise her şeyden evvel, zühtü takva sahibi bir dindardır; saniyen de muayyen bir dinde yüksek ilim ve kemal sahibi olmuş bir din adamıdır. Bunlardan biri hakkıyla inanmış, öbürü ise sadece iman üzerinde zeka oyunu oynamayı öğrenmiştir. Maarif Vekaletine bağlı ve onun murakabesi altında, yahut bugünÜNİVERSİTE CAMİASI İÇİNDE çalışan bir İLAHİYAT FAKÜLTESİNDE, itiraf ederim ki, yüksek ilahiyat felsefecisi ve sosyolog yetişebilir. Fakat ( yüksek diyanet mütehassısı ) DİN ADAMI VE ÂLİMİ ASLA YETİŞEMEZ. Çünkü, tekrar edelim ki ,( yüksek diyanet mütehassısı) her şeyden evvel halis bir dindardır, zahid ve muttakidir; sonra da inandığı ve içinin samimiyeti ile kani olduğu dinde yüksek ilim ve kemal sahibidir. Bu vasıflardaki insanın yetişmesi için nasıl bir hava ve muhitin mevcut olması lazım geldiğini okuyucumun taktirine bırakıyorum.
Şurası muhakkaktır ki, dünyanın hiç bir yerinde, laik üniversite çatısı altındaki İlahiyat Fakültelerinde din adamı ve âlimi yetişmemiştir. Üniversite gibi laa dini bir camia içinde din adamı ve alimi yetişmemiştir.
VE BUNUN YETİŞMEMESİNE DEGİL, YETİŞMESİNE HAYRET EDİLSE YERİDİR.
“KAYALIKTA PİRİNÇ BİTMEZ ."
Alıntı.
Bu haber 18199 defa okunmuştur.