ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

GALERİ

EN ÇOK OKUNANLAR

irangercegi.com

SİTEMİZE ZİYARETLER!

Aktif Ziyaretçi: 20

Toplam Tekil: 326576674
Toplam Çoğul: 503296487
MUSÂ'NIN ASASI YILANA DÖNÜŞÜYOR, FİRAVUN DENİZDE BOĞULUYOR!

MUSÂ'NIN ASASI YILANA DÖNÜŞÜYOR, FİRAVUN DENİZDE BOĞULUYOR!

Tarih 22 Aralık 2017, 16:41 Editör Yönetici

MUSÂ'NIN ASASI YILANA DÖNÜŞÜYOR, FİRAVUN DENİZDE BOĞULUYOR!

MUS’NIN ASASI YILANA DÖNÜŞÜYOR,

FİRAVUN DENİZDE BOĞULUYOR![1]

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

 قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَىفَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى .(Tâ-hâ, 20/19, 20) 

 “Allah, ‘onu (asanı) yere at ey Mûsâ!’ dedi. Musâ da onu (asasını) attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!” (Tâ-hâ, 20/19, 20).

وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ .(Tâ-hâ, 20/77, 78)

“(Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, ‘Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç’ diye vahyettik. Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de; deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu” (Tâ-hâ, 20/77, 78).

Kur’an-ı Kerimin en büyük özelliklerinden birisi, geçmiş kavim ve peygamberlerin ibretli olaylarından haber vermesidir. Allah Teâlâ, insanlara seçilmiş örnek ve rehberler olarak gönderdiği peygamberlerini hiçbir zaman kendi başlarına bırakmamıştır. Onları daima kontrol altında tutarak bedenen tehlikelerden koruduğu gibi, yaymakla görevli bulundukları ilahi mesajın anlatılması konusunda da sonsuz kudretiyle daima desteklemiştir. Bu bağlamda peygamberlere bahşedilen ilahi desteklerden biri de “mucizeler”dir.

Hz. Mûsâ (a.s.)’nın, sihirbazlar karşısında asasının yılan şekline dönüşmesi ve iman edenlerle birlikte denizde açılan yoldan geçerek Firavun’dan kurtarılması, Kur’an-ı Kerim’de anlatılan ilginç hadiselerden biridir. Bu olay Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:

Hz. Mûsâ (a.s.)’ın, tevhid dinini anlatmaya başlamasıyla birlikte saltanatına zarar geleceğini düşünen Firavun, Hz. Musa (a.s.)’ya verilen mucizelerin sihir olduğunu iddia ederek bunları inkâr eder. Daha da ileri giderek Firavun, Hz. Musa (a.s.)’a meydan okuyarak, “sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin? Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız” der ve bunun için bir randevu saati belirlemesini ister.[2]

Hz. Mûsâ, halkın en kalabalık olduğu zaman olması için bayram gününün kuşluk vaktine randevu verir. Hz. Mûsâ ile sihirbazlar, o vakitte kozlarını paylaşmak üzere buluşurlar. Sihirbazlar gururla ortaya çıktıklarında Hz. Mûsâ, önce onların maharetlerini ortaya koymalarına müsaade eder. Bunun üzerine onlar sihirlerini ortaya koyarlar. Sihrin etkisi ile ipleri ve değnekleri, Hz. Mûsâ’ya doğru hızla sürünen birer yılan gibi görünür.[3] Musa o anda endişelenince Cenâb-ı Hakk imdadına yetişir ve şöyle buyurur:

“Korkma (ey Musa!). Çünkü, sensin en üstün olan. Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”[4]

Hz. Mûsâ (a.s.) değneğini bırakınca, onların sihirlerini yutan bir yılan haline dönüşüverir. Bu mucize karşısında sihirbazlar imana gelirler.[5] Sihirbazların iman edip Hz. Mûsâ’nın safına geçtiklerini gören Firavun ise kızgınlıktan küplere biner ve şöyle der:

“Demek, ben size izin vermeden önce ona (Musa’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka iyice göreceksiniz.”[6]

Firavun bu sözleri ile etrafa ne kadar dehşet salmak istese de Mûsâ’nın Rabbi’ne iman eden sihirbazlar bu korkuya aldırış etmeksizin, “Şüphesiz ki biz, günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı, azabı ise daha kalıcıdır” diyerek imanlarındaki kararlılıklarını ortaya koyarlar.[7]

Bu mucizelere rağmen Firavun’un imana yanaşmaması üzerine Allah Teâlâ Hz. Mûsâ’ya, İsrailoğullarından kendisine iman eden kullarını geceleyin korkusuzca Mısır’dan çıkarmasını ve onlara denizde kuru bir yol açmasını bildirdi. Hz. Mûsâ da öyle yaptı. Sonuçta Cenâb-ı Hakk, denizde açılan kupkuru yoldan inananları karşıya geçirip Firavun’dan kurtardı. Firavun ise müminlere saldırmak için askerleriyle birlikte onları takibe koyuldu. Tabi ki hep birlikte boğulup gittiler.[8] Firavun boğulma anında, darda kalan insan psikolojisiyle, “İsrailoğulları’nın iman etmiş olduğu Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına inandım. Ben de Müslümanlardanım” diyerek Allah’a teslimiyetini ifade etti. Ne var ki Allah, ümitsizlik halinde zuhur eden ve manevi cebir altındaki iradeden kaynaklanan bu imanı kabul etmediğini alaysı bir ifade ile haber verdi. Şöyle ki:

“Şimdi mi (iman ettin)?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun. Biz de bugün arkandan geleceklere ibret olması için senin bedenini koruyacağız. Çünkü insanlardan birçoğu âyetlerimizden gerçekten habersizdir.”[9]

Kur’an-ı Kerim’deki, “Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da onlardan birine ölüm gelip çatınca, ‘ben şimdi tövbe ettim’ diyenlerle kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tövbe yoktur. Onlar için elemli bir azap hazırlamışızdır”[10] mealindeki ayet-i kerime ile, “Azabımızı gördükleri vakit, ‘yalnız Allah’a inandık, ona ortak koşmakta olduğumuz şeyleri de inkâr ettik’ dediler. Azabımızı gördükleri vakit, iman etmeleri fayda vermez. Allah’ın, kulları hakkında sürüp gelen sünneti budur. İşte kâfirler burada hüsrana uğramışlardır.”[11] ayetleri de ümitsizlik (yeis) halindeki imanın veya tövbenin kabul edilmediğini açıkça ifade etmektedir.[12]

Bu konuda, Eş’arîler’le Mâturidiler arasında farklı gibi görünen görüş ayrılığı, kanaatimizce “Can boğaza (ölüm anına) gelmediği sürece, Allah kulunun tövbesini kabul eder”[13] hadis-i şerifindeki “mâ lem yuğarğır/can hulka gelmedikçe” ifadesinin anlaşılması tarzından kaynaklanmaktadır. Hadis-i Şerif, ölüm anının yaklaştığı kesin olarak belli olmadığı sürece tövbenin makbul olduğuna işaret etmektedir. Akaid kaynaklarının pek çoğu da ümitsizlik halinde imanın kabul edilmediği görüşünü alarak, Eş’arî görüşü tercih etmişlerdir.[14]

ALINMASI GEREKEN İBRETLER:

1- Allah Teâlâ, yolunda yürüyen ve daima kendi uğrunda çalışanları, çeşitli sıkıntılarla imtihan etse de sadece ebedi mükâfata erdirmekle kalmaz, onları en sonunda sıkıntılarından ve düşmanlarından da kurtarır. Düşmanlarını ise, önce mühlet verse de en sonunda amansız şekilde cezalandırır.

2- Ümitsizlik halinde imanı kabul edilmez. Çünkü ümitsizlik halinde irade, manevi cebir altında bulunmaktadır. Halbuki iman, serbest irade işidir. Kişi, ancak hür iradesiyle Allah’a iman ettiği takdirde imanı kabul edilir. Ne türden olursa olsun, baskı ile, zorlanma ile veya herhangi dünyevi korku ve etkiye dayalı iman Allah tarafından kabul edilmeyecektir. Amansız bir hastalığa yakalanan kimsenin tövbesi için de aynı hüküm geçerlidir. Çünkü bu durumdaki bir insanın, ölüm ve azabın kesin bir gerçek olduğunu anlaması, gayba imandaki inceliği ortadan kaldırmaktadır. Hayattan umudun kesildiği bir halde yükümlülük kalmadığı gibi, ıslah ümidi veya Allah’ın emir ve yasaklarına itaat imkânı da kalmamıştır. Bu durumlarda yapılan tövbe veya iman, bir çeşit manevi cebire dayandığından dolayı, kişi hür iradesinden yoksun olmaktadır. Bir başka deyişle, tövbe kişinin kendi ihtiyariyle oluşmamaktadır. Halbuki iman ve amelin geçerli olması, hür iradeye ve Allah rızasına bağlıdır. [15]

Mevlâ, ahir zamanın fitne ve baskıları içerisinde kalsak da bizi yolundan ayırmasın; lütuf ve yardımını bizlerden esirgemesin. Verdiği nimetleri kendi yolunda kullanabilmeyi ve imanla kendine kavuşabilmeyi nasip ve müyesser eylesin. Amin!

21.12.2017

Dr. Ahmet GELİŞGEN



[1] DİYK Uzmanlığı görevimizde, 2007 yılında, Kur’an-ı Kerim’in 16. cüzü tefsiri bağlamında DİB’na verdiğimiz yazılardan biri esas alınmıştır.

[2] Tâ-hâ, 20/56-58.

[3]  Tâ-hâ, 20/59, 65, 66. Ayrıca bkz. Yûnus, 10/79-92.

[4] Tâ-hâ, 20/68, 69.

[5] Tâ-hâ, 20/70.

[6] Tâ-hâ, 20/71.

[7]  Tâ-hâ, 20/72 ,73.

[8] Tâ-hâ, 20/77, 78; Yûnus, 10/90.

[9] Yûnus, 10/91, 92.

[10] Nisâ, 4/18.

[11] Mü’min, 40/84, 85.

[12] Bkz. Taberî , Câmiu’l-Beyân, III, 644; Vâhidî el-Vesît, I, 461; II, 28; Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 489; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, II, 38; Râzî , Mefâtîhu’l-Gayb, X, 5, 7, 9; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, II, 459.

[13] Tirmizî, Deavât, 98; İbn Mâce, Zühd, 30; Ahmed b. Hanbel, II, 132.

[14] Geniş bilgi için bkz. Taberî , Câmiu’l-Beyân, III, 644; Vâhidî el-Vesît, I, 461; II, 28; Zemahşerî, el-Keşşâf, I, 489; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-Mesîr, II, 38; Râzî , Mefâtîhu’l-Gayb, X, 5, 7, 9; Süyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr, II, 459; Aliyyü’l-Kârî , Şerhu Kitâbi’l-Fıkhi’l-Ekber, s. 112-114; Dav’ü’l-Meâlî, s. 97, 98; Sindî, Hâşiye alâ Süneni’bni Mâce, II, 292; Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelam, s. 103; Ali Arslan Aydın, İslam İnançları, s. 172; İ. H. İzmirli, Yeni İlmi Kelam, s. 106; Gölcük - Toprak, Kelâm, s. 43.

[15] Bkz. Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf, VII, 314; Aliyyü’l-Kârî , Şerhu Kitâbi’l-Fıkhi’l-Ekber, s. 112-114; Aliyyü’l-Kârî, Dav’ü’l-Meâlî, s. 97.

Bu haber 287 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit




DR. AHMET GELİŞGEN

GÖRMEZ'İN SÖYLEMLERİYLE, BAZI EYLEM VE YAZILARI ARASINDAKİ TUTARSIZLIK!

GÖRMEZ'İN SÖYLEMLERİYLE, BAZI EYLEM VE YAZILARI ARASINDAKİ TUTARSIZLIK! GÖRMEZ’İN SÖYLEMLERİYLE, BAZI EYLEM VE YAZILARI ARASINDAKİ TUTARSIZLIK!

SARHOŞ DEYİP GEÇMEYİN!

SARHOŞ DEYİP GEÇMEYİN! SARHOŞ DEYİP GEÇMEYİN!

(c) 2014 - 2016 Bu web sitemizle biz kesinlikle bir inanca ve kişilere saldırı yapmıyoruz. Bu tamamen inandığımız değerlere, inanca saldıran bir zihniyeti deşifre ve bilgilendirme amacıyla, kaynak ve yorumlara dayalı özgür ifadenin savunulduğu bir web sitesidir. Olmamasını düşündüğünüz sayfa ve nedenlerini bize göndermeniz halinde, değerlendirip gerekli işlemi yapacağımızıda buradan bildiririz. Kaynak göstermek şartıyla alıntılar yapılabilinir! Reddiyeler.com - Ehli sünnet itikadı üzerine yazılan faydalı yazılar..
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Alt Yapı: MyDesign - Dizayn ve Hosting: Ri-Mer Bilişim